SİGARA BIRAKMADA BİOREZONANS

SİGARA BIRAKMADA BİOREZONANS

Yaklaşık 4000 yıldır Çin'de uygulanan akupunktur yöntemi 1950'lerde Avrupa'da yayılmaya başladı. Her yeni çıkan tedavi modalitesinin başına geldiği gibi öncelikle kabullenilmedi ve hatta hor görüldü. Ama kadim bir geçmişe sahip olan bu yöntem zamanla kabul edildi ve çok geniş kullanım alanı buldu. Akupunktur noktalarının direnci diğer bölgelerden farklıdır. Bu noktalardaki enerji dengesizliği meridyendeki enerji dengesizliğini gösterir. Akupunktur noktalarının birleşimi organ meridyen sistemlerini oluşturur. Organın veya dokunun sağlık durumuna ilişkin bilgi verir. Bu uygulamaları sistemleştiren Dr. Reinhold Voll klasik Çin tıbbı dışında da ilave meridyenler bulmuştur. Doktor Voll, homeopatik ilaçlarının meridyen sistemin de ki enerjileri değiştirdiğini ispatladı ve ilaç bilgisinin böyle bir şey yapması birkaç yeni fikrin doğmasına sebep oldu. Dr. Franz Morell (Dr. Voll’in öğrencisidir) ve elektrik elektronik mühendisi Dr. Erich Rache bu fikirden yola çıkarak, çok düşük frekans da ki bilgileri bireyden veya ilaçlardan alıp modüle edip tekrar hastaya verecek bir cihaz geliştirdiler. Bu cihaza isimlerinden dolayı MORA dediler. İlk biorezonans cihazı 1970’li yıllarda keşfedilmiş oldu. Biyolojik sistemlerdeki enformasyonun (yani bilginin) transferi ile oluşan rezonans fenomeni olarak tanımlayabileceğimiz biorezonans yöntemi ve teknolojisi bu tarihten sonra hızlı bir gelişme gösterdi.  70’li ve 80’li yıllarda alerji tedavisinde kullanılan biorezonans, daha sonra birçok endikasyon ve hastalıkta da kullanılmaya başlandı.

On sekizinci yüzyıl sonu modern doğa bilimlerinin zafer yürüyüşünün başladığı dönemdir. Einstein’ın görelilik yasası ile uzay zaman kavramı tamamen değişti. Kuantum fiziği ile maddenin parçacık ve dalgacık özelliği ispat edildi ve sicim teorisi bu iki ayrı gibi duran teori birleştirmeye çalıştı, tüm elementer parçacıkların ve ışınların titreşen çok ince iplikçikler olduğunu tanımladı. Yeni evren anlayışımızda madde evrensel enerjinin sadece çok küçük bir parçası olduğunu ve beraberinde belirsizlik reaksiyonları, olasılık strütükleri, çoklu boyutlar ve rölatif zaman akışları gibi sağduyunun ilk başta inkâr edeceği birçok bilimsel gerçekle yüz yüze geldik.

Bu yeni paradigma çağdaş bilim insanları tarafından yeterince anlaşılır olmadığı için geniş kabul görmedi ve temel anlatı ve öğretilerini henüz değiştirmedi. Bununla birlikte o ana dek kanıtlanmış ve kabul görmüş Dünya görüşlerimizin ve kanaatlerin sarsılması da norm dışıdır. Adaptasyon ve statüko kaybı da yeni bilimsel paradigmayı içselleştirmede ki diğer sorunlardır.

Bir kütüphane dolusu kitabın küçücük bir flash diske saniyeler içinde yüklenmesi artık bize bilgi transferi konusunda çağımızın nereye geldiğiniz göstermektedir. Bir tuşla milyarlarca bilgisayara veya TV ünitesine inanılmaz yüksek veri transferinin aktarılması şaşırılacak olmaz iken, insan vücuduna bu nazarla bakmanın neresi şaşılacak bir olaydır, ben buna cidden şaşırıyorum.

Bir elementer parçacık, bir foton veya bir biyofotona 10127 bits bilgiyi yüklemeyi doğa zaten yapmaktaydı. Dünya veya evren üzerindeki yaşam, özünde bilgi transferinden başka bir şey değildir.

Evrenin ve vücudumuzun %70’i sudur. Suyun, hidrojen ve oksijen atomu arasında köprü bağlantıları yaptığını biliyoruz. Bu yapıların çoklu moleküler düzenine, clüster yani bulut demekteyiz. 1988 yılında Jacques Benveniste ve daha sonra Japon araştırmacı Masuro Emoto suyun bilgi taşıma özelliğini ispat etmişlerdir. Bilgi taşıma özelliği sadece suya has olmamakla birlikte aminoasitler, şeker ve nükleotidlerde bilgi transferi yapmaktadır.

Prof. Dr. Fritz – Albert Popp, hücrelerinden yayılan elektromanyetik titreşimlerin ışık parçacıkları veya ışık kuantları (fotonlar) şeklinde ölçülebildiklerini keşfetmesi çok büyük öneme sahiptir. Profesör Popp bunları biofoton olarak adlandırılmıştır. Biofotonlar hücre metabolizmasının düzenli işleyişi için vazgeçilmez unsurlardır. Her hücrede saniyede 10000’nin üzerinde biyokimyasal reaksiyon gerçekleşir ve bunlar kaotik değil aksine katı bir hiyerarşik sisteme göre düzenlenmiştir. Kimyasal veya enzimatik reaksiyonlar bu amaç için çok yavaş kalırlardı. Profesör Popp göre bu ancak bifotonlar üzerindeki amir bir elektromanyetik titreşim alanının tüm metabolizmayı yönlendirmesi ile mümkün olabilirdi.

Küçük bir hücre çevresindeki milyarlarca titreşim bilgisi arasından kendisi için öngörülen bilgileri nasıl alabilirdi. Bunun cevabı müzikten de bildiğimiz rezonans prensibidir. Mesela telefonuna girdiğiniz 10 haneli numara ile karşıdan veri akışını sağlarsınız. Radyodan ayarladığınız titreşim frekans aralığından veri akışı sağlarsınız.

Bedenimizi bilgisayar gibi hayal ettiğimizde hardware yani donanım hücrelerimizi, software yani yazılım ise hafızaya kaydedilmiş elektromanyetik alanı temsil eder. Hastalığa yol açan mikroplar, zehirli maddeler, gıdalar, radyasyon ve sigara metabolizma veya bağışıklık üzerinde disharmonik sinyaller oluştururlar. Bu uyumsuz, sağlıksız ve disharmonik frekans ile rezonansa giren karşı (biorezonans cihazı ile üretilen ayna görüntüsü) bir elektromanyetik dalga vücudun kendi fonksiyonunu düzenleme mekanizmasını aktive ederek şifalanmasına sebep olur.

Biorezonans cihazlarında teknik olarak yapıcı dalga ve yıkıcı dalga oluşturursunuz. Sağlıklı frekansı güçlendirme, artırma (vitamin, mineral çalışması gibi) sağlıksız frekansı yıkma (parazit, alerji, sigara) zayıflatmayı ve yok etmeyi başarabilirsiniz. Vücudun kendi kendini şifalandırmasını aktive edeceğiniz bu yöntem bana göre sebeplerin tedavisidir. Vücudumuzun elektromanyetik yükü, jeopatik yükü, viral yükü, bakteriyel yükü, toksin yükü, parazit yükü, alerjen ve duyarlılık yükü gibi birçok faktörü bedenden uzaklaştırdığınız bir tedavi protokolüdür. Modern ve geniş yelpazeli detoks uygulamasıdır.

Biorezonansın kullanım alanları bu nedenle çok geniştir. Hastalık veya belirti tedavisi yerine sebepleri düzelttiğiniz bir yöntem ile çok daha geniş çalışma sahasına sahip olmanız gayet makul bir cevaptır. Biorezonans ile ilgili son 20-30 yılda çok fazla çalışma yayımlanmıştır. Almanya, Rusya ve Çin ağırlıklı olmak üzere birçok ülkede yayılmaya başlamıştır. Ülkemizde de enerji tıbbı uygulamaları büyük rağbet görmüş ve Dünya’da sayılı ülkeler arasına girmiştir.

Alerjik hastalıklar, kilo problemleri, nörolojik hastalıklar, psikiyatrik hastalıklar, sigara, romatizmal hastalıklar, kanser destek tedavileri gibi birçok alanda başarısı ispat edilmiştir. Bu çalışma detayları için sosyal medya kanallarımıza bakabilirsiniz.

Sigara bağımlılığı özelinde düşünürsek, sigaranın elektromanyetik titreşim bilgisinin cihaz tarafından algılanarak bu bilginin faz kaydırma veya invers edilmesi sonrası (ayna görüntüsü) ilk titreşim bilgisi vücuttan uzaklaştırılır. Farklı uygulama ve protokoller olmakla birlikte temel olarak hastanın 1-3 seans ihtiyacı olmaktadır. Hastalarımdan aldığım geri bildirimde tedavi sonrası şu ifadeleri çoğunlukla duyuyorum “Sanki daha önce karşılaşmamış gibiyim.’’ , “Tedaviden sonra sigara içtiğimde sanki yeni bir ilaç veya madde almış gibi hissettim.”

Aktarmak istediğim ilk çalışma Dr. Ersal Işık tarafından yapılmıştır. 2011 yılında, 1360 hasta “sigarayı bırakmak” amacıyla bu yönteme başvurmuş. Tedavinin ardından hastaların %98,4’ü tedaviyi etkili olarak değerlendirmiştir. Tedavi başarı oranları 7. gün %80, 1. ay %68 ve 3. ay hiç içmiyor olanların oranı %64 imiş. Hastaların %82’sine 1 tam seans (yarım süreli destekle) uygulanırken, %18’ine 2 veya daha fazla seans uygulanmış.

İkinci aktarmak istediğim çalışma, tıp eğitimimi aldığım fakülte olan İstanbul Tıp Fakültesinde yapılan bir araştırmadır. Bu çalışma prospektif, plasebo-kontrollü, çift kör bir araştırma. Hastalar iki paralel gruba ayrılmış. Hem plasebo grubunda (N = 95) hem de aktif biorezonans grubunda (N= 95) tedavi ve ekipman ayarları standart hâle getirilmiş. Yani çalışma dizaynına dışardan bakıldığında, her iki hasta grubu da biorezonans cihazına bağlanıyor ancak sadece bir gruba aktif frekans çalışılıyor. Başarı oranlarına bakıldığında tedaviden sonra aktif grup-simule grub başarı oranları kıyaslaması  1. haftada % 77,2 iken diğer grubun % 54,8 oranında. 2. hafta %62,4’e karşı % 34,4; 1. ay sonucu da % 51,1’e karşı %28,6 olarak tespit ediliyor. Bir yıllık uygulama sonucu da % 28,6’ya karşı % 16,1 tespit edilmiş. Aktif biorezonans terapisi alan grubun gösterdiği başarı oranı, simüle edilmiş biorezonans terapisi alan gruptan elde edilen sonuçlara kıyasla önemli derecede bir fark göstermiş. Bir hafta sonra sorulduğunda, tedaviden sonraki durum ve etkinliğin öznel olarak değerlendirilmesi, aktif biorezonans tedavi grubunun üyeleri arasında simüle edilmiş grubunkilere kıyasla istatistikî oranda anlamlı şekilde katkısı daha olumluymuş. Yan etki gözlemlenmemiş. Sonuç olarak çalışma yapan hekimlerin kanaati şu şekildedir: Bu pilot çalışmayla elde edilen bulgulara göre, biorezonans terapisi sigaranın bırakılmasında klinik olarak etkilidir ve herhangi bir yan etkiye sahip değildir.

Biorezonans yönteminin tek başına kullanıldığı bu çalışmalar, sigara tedavisinde bu yöntemi, yan etkisi olmayan etkin ve başarılı bir yöntem olduğunu göstermiştir. Tüm kitap boyunca değinmeye çalıştığım bütünsel yaklaşım açısından bu sonuçları anlamlı buluyorum. Tek başına etkili olması, tek başına %100 yeterli olduğu anlamına gelmiyor. İyi seçilmiş hasta grubunda başarılı olunması gayet anlaşılır durmaktadır. Bununla birlikte bütünsel yaklaşım prensibini edindiğimiz Kuantum ile sigaraya format at protokolünde tek başına biorezonans veya diğer tedavilerin yeterli etkinlik gösteremediği hasta gruplarını da bu başarı seviyesine çıkarmamız çok kolay olacaktır.

Sigara bağımlılığı tedavisinde 7 yıldır kişisel gözlemlerimden şu sonucu rahatlıkla çıkarabilirim. Hastanın tedaviye blokajı olmaması esastır. Mesela alerji tedavisi için biorezonans alan bir hastada yakaladığımız %90 olan başarı oranı neden sigarada düşmektedir? Bunun açıklaması şunlar olabilir: Hasta çoğunlukla alerjik sebeplerinin psikolojik olarak geçmemesini istemez ve tedavi olmaktan korkmaz (ama yine de bu grupta bile tedavi olmak isteyip de bilinçaltının iyileşmek istemediği hasta oranı hiç de az değildir) ancak sigarada tedavi öncesi periyotta farkındalık ve algı değişimi yapmazsanız, bilinçaltı formatlama uygulamazsanız o kişiyi siz tedaviye tam olarak hazırlamış olmazsınız. Bu nedenle ben, sigara tedavisi için başvuran hastaya öncelikle ilk iki kısımda aktardığımız protokolleri uygulamayı doğru buluyorum. İlk iki kısmı uyguladıktan sonra kişiye özel biorezonans veya ilaç tedavi protokollerini seçiyorum. Bu nedenle başarı oranı yukarıdaki çalışmalardan daha yüksek olmaktadır.

Biorezonans yöntemi kronik hastalıklar da hasta memnuniyeti bakımından %90’lara ulaşan geri bildirim oranlarına sahiptir.  Bizlere her hangi bir problem ile gelen hastalarımızda ilk karşılamada şikâyetten veya hastalıktan bağımsız bir protokol izlemeyi yeğliyorum. Bütünsel yaklaşım konseptinde bazı protokoller olmazsa olmazdır. Eğer sigara tedavisi için gelmişse ve muayenesinde altta yatan komorbid (eşlik eden) durumlar mevcutsa bu durumda sigara için tedaviyi planlamanın yanında öncü problemleri de çözmeyi doğru buluyorum. Sağlığın bütünselliğine tüm kitap boyunca değindim. Bu nedenle temelde bağırsak sağlığı, hormon dengesi, vitamin ve mineral depolarının dolması, ruhsal olarak doyurucu bir hayat yaşaması, vücuduna uygun frekanslı besinlerle beslenmesi sadece hastalıkların iyileşmesi için değil sigara için de bence temel, modern, bütünsel ve olması gereken yaklaşımdır. Bu nedenle her hastaya genel bir detoks uygulama ve yukarıda saydığım bağırsak sağlığı ve vitamin-mineral desteği tedavimizin rutinidir.

Şu aşikârdır ki, hasta da obezite, kronik yorgunluk, sürekli halsizlik, bitmek bilmeyen ağrılar, dinlendirmeyen uyku gibi problemler varsa ben bu hastaya öncelikle sigara tedavisi için ısrar etmiyorum. Biorezonans yöntemi ile öncelikle kişiye uygun bir beslenme planı çıkarmak için alerji ve gıda duyarlılık testi yapıyorum. Kimi hasta için geçirgen bağırsağa sebep olan majör alerji /duyarlılık yapan gıda yumurta sarısı iken kimi hasta için beyazıdır. Bu test tekniği kişiye özel bir yaklaşımdır. Mevcut durumda toplumda %70’lere ulaşmış buğday duyarlılığı, %50’lere ulaşmış süt duyarlılığı ve %90’lara ulaşmış bağırsak kandida mantarı aktivasyonu biliyoruz. Kişide gıda duyarlılığı, elektromanyetik yük, toksin ve kimyasal yük varken (ki bu saydıklarım olmayan kimse yoktur) bu bünye de sigara tedavinden alacağınız başarı bunları göz ardı ederseniz çok düşecektir. Biorezonans ile kilo verme veya kronik yorgunluk veyahut migren vd. tedavine başladığımız hastalarımız daha tedavinin yarısına gelmeden sigara kullanımını büyük oranda azaltıp süreç içerisinde tek seanslık sigara tedavisi alarak da problemi çözmektedir. Unutmayın bağırsak sağlığı dolayısıyla beslenme, piramidin en altıdır ülkenin sınırı ve savunma sis- temi bağırsaktadır. Piramidin üstüne sağlıklı çıkabilmeniz ve ya ülkenin huzur ve barışı için sınırının sağlam olması vazgeçilmezdir.

Biorezonans yöntemi kapsamlı ve etkili bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Frekansların dili ile vücuda zarar ve yan etki vermeden tüm tedavilerle muhteşem kombine edeceğiniz modern bir detoks uygulamasıdır. Kilo verme, alerjik hastalıklar, romatizmal hastalıklar, nörodejeneratif hastalıklar, kanser destek terapileri gibi birçok hastalık da bilinen veya gizli kalmış etkenlerin, sebeplerin ve kök nedenlerin temizlenmesi suretiyle etkili olmaktadır. Elbette paradigma değişmesi zamana ve emeğe muhtaçtır. Yeni yaklaşım modalitelerinin bir direnç ve ötekileştirme ile karşılanması gayet anlaşılır durmaktadır. Bu otomatik davranış kalıbının zamanla yumuşaması ve geniş çevreler tarafından kullanılabilir olması tarihin mükerrer senaryolarından biridir. Düşünen, sorgulayan, fikir yürüten ve araştıran insanların bilimsel bakış açısı ile hastalıklara ve hastalığa geniş bir vizör ile bakmasını sağlayan bu yaklaşım önümüzde ki yıllarda daha çok konuşulur olacaktır.


UZM.DR. MUSTAFA DİNÇ GÖĞÜS HASTALIKLARI UZMANI